GÖZLERİN SIRRI
AÅŸk, dünyanın en duygusudur ve tutunca mayası öylesine kabarır ki gönüllere sığmaz, dışarıya taÅŸamazsa, yüreÄŸi çatlama raddesine getirir! SevdiÄŸini görünce bayılanlar vardır, kalbi duranlar... O kadar ÅŸiddetli bir duygudur, yüreklere sığmayan!
O kadar ÅŸiddetli bir duygudur ki denizler köpük köpük, göklerse bulut bulut dışarıya vurmaktadır. Denizler, kıyılara anlata anlata bitirememekte, mavilikler aÅŸklarını bembeyaz sözcüklerle ifade etmektedir. Gökler, renkten renge girmekte, muhtelif renklerde anlatmaktadır, sessiz ve görsel sözcüklerle.
Bu duygu bir ÅŸekilde mutlaka ama mutlaka dışa vurulmalıdır. AÅŸk dile gelemezse; son, ya akıl hastanesi ya da intihardır! Söyleyemeyen âşık naçardır. Açık açık diyemeyince, iÅŸaret dilini kullanmak zorunda kalır. Onu da beceremeyenler baÅŸka yollara baÅŸvururlar. Çobansa kavalıyla, ozansa sazıyla dillendirir, hislerini.
Köy yerlerinde gençler birbirlerine, karşılıklı söyledikleri manilerle iletirler, duygu, düÅŸünce ve isteklerini. Türkülerle anlatırlar, içlerinde birbirlerine karşı beslediklerini. Halılardaki, kilimlerdeki, çorap, ve giysilerdeki desenlerin ve renklerin anlamları vardır. Yazmalardaki oyaların, çevrelerdeki nakışların da öyle... Dertlerini hiçbir yolla anlatamayanlar, el iÅŸlerine aktararak ulaşırlar, amaçlarına. Osmanlı döneminde evden dışarıya çıkamayan kadınlar kızlar; kafeslere, ilgi duydukları erkeklerin giysilerinin kumaÅŸlarının renk ve deseninde kumaÅŸlar koyar, duygularını anlatan perdeler iÅŸlerler, sevgilerini o ÅŸekilde anlatmaya çalışırlarmış. Peçelerinin renkleriyle, mendillerinin iÅŸlemeleriyle ifade etme yoluna giderlermiÅŸ. Mendillerin, mektupların uçları yakmak, hasret çeken kalplerin nasıl yanmakta olduÄŸunu gösteren bir iÅŸaret olarak kabul edilirmiÅŸ.
“Yine yakmış yar mektubun ucunu
.Askerlikte sevda çekmek zor diyor.
.Yükleyip postanın bana suçunu
.Hatırımı teller ile sor diyor.
.Askerlikte sevda çekmek zor diyor.”
Eskiden her mimik, her jest sessiz sevda masalının sözleriymiÅŸ. Saçlarla oynamak, bıyık burmak gibi çeÅŸitli davranışlar, tavırlar duygu iletiÅŸiminde kullanılırmış.
Günümüzde hayli geliÅŸmiÅŸ bir telekomünikasyon bağı varken; haber, yazı, resim, sembol ve her tür bilginin elektromanyetik sistemlerle iletilmesi mümkünken, uz iletiÅŸimin en seri, özlü ve yüklü olanı, gözler vasıtasıyla yapılandır. O iletiÅŸimin hızına, inandırıcılığına, gerçekliÄŸine, saflığına ve temizliÄŸine, hiçbir teknolojik araç ulaÅŸamaz! Kul yapısı deÄŸildir, Allah yapısıdır! Dil yalana dönebilir. Gözler, asla!.. O kadar doÄŸrucudurlar ki en gizli sırları bile diyiverirler!
Neler yazmışım, bir araya gelmenin ve konuÅŸmanın yasaklandığı yerde, karşılıklı evlerde yaÅŸarken hissetmekte olduÄŸumuz özdeÅŸ duygularla, bakışarak anlaÅŸmak zorunda kaldığımız zamanlara ait! Klasörümü karıştırdıkça neler çıkıyor! Bunlar, öykü çatısı, ÅŸiir çekirdekleri... Büyük bir haz duyuyorum, o zamanki duygularımı okudukça:
Gözlerimi kapatınca, beynimde canlanıyor, belli belirsiz siluetin. Acı anılarımız akıyor, gözlerimden. Bazen de aramızda oluÅŸan komik olayları hatırlıyor, kendi kendime gülmeye baÅŸlıyorum.
AÅŸk, ÅŸiirlerde durduÄŸu durmuyor, kalplerde... Her göz göze geldiÄŸimizde, içimize sığdıramadığımız duyguları dışarıya atıyoruz, ışıl ışıl gözlerimizdeki pırıl pırıl sözcüklerle. Susarak haykırıyoruz! Neler fısıldıyoruz, suskun kelimelerle! Nasıl iniyor, mutluluÄŸun sıcaklığı, kalbime! Nasıl yayılıyor, ılık ılık, vücuduma! Nasıl bayram ediyor, tüm hücrelerim, sevgi zerreciklerinin akınıyla!.. Sende de öyle oluyor, eminim.
Birbirine kilitlenince bakışlarımız; duruyor dünya, zaman, koÅŸuÅŸturmaca, her hareketli, yeryüzünde ve gökyüzünde ne varsa... Sadece birbirimizi yaşıyoruz, kendimizden geçercesine, delicesine!.. Unutuyorum; herkesi, her ÅŸeyi, kendimi bile... Göz kalıyoruz, yalnızca. Yalnızca bir çift bakış... Nefes nefese koÅŸuyor, tüm duygularımız, put gibi hareketsiz kalsak da bedenlerimize inme inmiÅŸçesine!
Bir ÅŸiir baÅŸlıyor; yoÄŸun, duygusal. YoÄŸun, duygusal yaşıyoruz, sessizliÄŸimizin çığlık çığlığa haykırışlarında. Ne açlık, ne susuzluk, ne de uykusuzluk... Yalnız birkaç saatlik, kısacık ayrılıklar mahvediyor beni. Eve dönüÅŸ saatlerimde dışarıya çıktığına, yollara baktığına bakılırsa, seni de...
Davranışlarımızla iletiyoruz; isteklerimizi, duyu ve düÅŸüncelerimizi, birbirimize. Nasıl anlaşıyoruz; jestlerle, mimiklerle! Yok öyle bir iletiÅŸim! Onca seri, onca zevkli, delice!..
YavaÅŸ ve duygusal adımlarla yürüdüÄŸünde, mutlu ve huzurlu olduÄŸunu hissediyor, bundan kendime pay çıkarıyorum. Bende de aynı duygular oluÅŸuyor. Günlük koÅŸuÅŸturmaların hızlandığında, aceleci davranışlarından, mecburen yapman gereken iÅŸler olduÄŸunu, fakat bunların aramıza girmesinden hiç hoÅŸlanmadığını, mecburen katlanmak zorunda kaldığını hissediyorum. Sabırla, sakinleÅŸmeni bekliyorum. Bazen, günün sonuna doÄŸru rahatlayabiliyorsun. Öylesine etkili ve anlatılmaz ki o zamanki kavuÅŸmanın doyumsuz tadı!..
Senden baÅŸka kimseyi bu ÅŸekilde, bu kadar, tarifi imkânsız duygularla sevmedim, sevemedim!..
Uzaklardan kavuÅŸuyoruz, birbirimize; yorgun, dingin ve çok ama çok özlemiÅŸ... Ayrılmak bilmiyor hasret kalan bakışlarımız. Karanlıkları aralıyor, birbirini arıyor, her ne iÅŸ yaparsak yapalım, ara ara; buluyor, sarılıyor, uzunca bir süre birbirimizi göremememizin acısını çıkarıyor; hasret gideriyor, doya doya, gözlerimiz. Bakışlarımız doyuyor, tekrar acıkıncaya kadar.
Sevgi boyutunu süratle geçmiÅŸ, tutkuya dönüÅŸmüÅŸ bir aÅŸk bu, Leyla’yla Mecnun’unkinden farksız. Çıldırtan bir görme isteÄŸi, kısacık bir süre gözden ırak olunca, deliye dönüÅŸ!.. Nedir bu düÅŸkünlük, karşılıklı, birbirimize?!.. Onca deÄŸer vermek, kıyamamak, gözünden esirgemek!.. Herkesi, her ÅŸeyi yok görebilmek ve varlıklarımızla doldurabilmek evreni!..
Nasıl bir aÅŸkın talimi yaptırılmakta bize? Nasıl bir aÅŸka hazırlanmakta yüreklerimiz? GeniÅŸlemekte kalplerimizin odacıkları... Nasıl bir sevgiye hazırlanmakta gönül evi? Nasıl birer yürekle sever bir dev bir devi?
Biliyorum, ilahi bir sevgi bu, bu düÅŸkünlük, üstüne titreyiÅŸ! Göz göze gelince, canım çekiliyor dizlerimden! ÖzleyiÅŸ, daha bakışlarımı almadan gözlerinden... Sanki canım alınıyor, yüreÄŸimden!.. Bıraksınlar öylece ya da öldürsünler beni, senden ayırmasınlar, asla!..
Bu satırları okuduktan sonra daha da arttı, hasret! YokluÄŸunun ıssızlığı çöktü, içime. GaripliÄŸi yanlızlığın... Sensiz yarım yaÅŸanan hayatımın iÅŸe yaramazlığı... Yaramazlığı gözlerimin, o yılan hikâyesi, dilsiz oyunu...
DoÄŸanın baÄŸrında, bir daÄŸ başında, en çok özlediÄŸim, gözlerin... Derinden daha derin, duygu yüklü, sevgi dolu, aÅŸksı... Ne kadar özledim, ne kadar isterdim, görebilmeyi! Uzun uzun seyretmeyi, dinlemeyi bakışlarının anlattıklarını ve erebilmeyi, gözlerinin sırrına... Bir anlık karşılaÅŸmaları bakışlarımızın, ardı yine ayrılık, hasret... Nedense hiç geçit vermez, buluÅŸur buluÅŸmaz hasret silahıyla tarar, ayrılık!
Aylardır suskunluk ülkesindesin. Ne sen konuÅŸursun, ne ben sorarım. İçime sığmayan aÅŸkın fışkırır, yüreÄŸimden; gözlerim zapt olmaz, seni ararım. Yokluk diyarının garip yok çocuÄŸu! Bulsam gözlerini, kararım kalmaz! Bu ilk ayrılığımızda, yavaÅŸladıkça yavaÅŸlayan zamanda, hasretinle yanan yüreÄŸimi yarar, ayrılık!
Masallar canlandı, karanlığında. En son çıkan ÅŸarkılar fonda... Romanlar yaÅŸandı, bakışlarında. YokluÄŸunda, çokluklar içinde hayalimdeydi; gecemsi umudum, simsiyah gözlerin... Bakışların, sabahlara kadar karanlığı tarardı, birkaç saniyelik sohbetler için ısrarla gözlerimi arardı. Karardıkça karardı geceler... Heceler kara, gür ve kıvrık kirpiklerine takılı kaldı. Dizelerin tadı damağımda... Ne ÅŸiirler okudum beyazlıkların karasında! Bir damar beliriyordu ara sıra kaÅŸlarının arasında; alnını ikiye ayırıyor, saçlarının altında kayboluyordu.
Kim bilir ÅŸimdi nerelere bakmakta, nereye takılı kaldı, gözlerin? Yıllar önce yok olup gittikleri halde hâlâ olanca kuvvetleriyle ışımakta ve gözünü almakta olan, o en büyük, o en parlak yıldızlarda mı yoksa sahtekâr, yaÅŸlı, aldatıcı dünyadaki dökülmeye baÅŸlamış yaldızlarda mı? Bakışlarımın mıknatısı, arkadaşı, sırdaşı, yoldaşı olan bakışların nerde? O gözler devaydı, ÅŸifasız derde! Daha ayrılmadan casusça arar, gideceÄŸim yere benden önce gider oturur, ayrılık!
Ne sırlar gizliyor, karanlığında; sordukça cevabını alan, gitsen de beynimde kalan, gözlerin? Neler söylemek istiyor, neler biriktirmiÅŸ içinde, neden ruhumun derinlere dalar, gözlerin? Birkaç dakikalık sessiz bir sohbet, sonra yine kalbime, aklıma zarar, ayrılık!
Dünyalara deÄŸer mutluklar saçan gözlerine, görünüÅŸte anlamsız, anlayana anlam yüklü bakışlarla bakarak dalsam, orada sabitlensem kalsam! Dünyayı satarak seni alsam! Oysa esir almış ikimizi de... Asla yakamızı bırakmaz, bitimsiz dertlere karar ayrılık!
Bana, vuslattan söz etme, ayrılık ensemizde gezdikçe mümkün deÄŸil, olmaz! Bu sorunun çaresini kimseler bulmaz! Katlimize ferman çıkmış, bozulmaz! Affa, asla karar vermez, ayrılık!..
GÖZLERİN SIRRI
Ne kadar isterdim, görebilmeyi
Geçit vermez, kabre kadar, ayrılık!
Gözlerin sırrına erebilmeyi…
Hasret silahıyla tarar, ayrılık!
Ne sen konuşursun, ne ben sorarım
Gözlerim zapt olmaz, seni ararım.
Bulsam gözlerini, kalmaz kararım
Yanan yüreÄŸimi yarar, ayrılık!
Romanlar yaÅŸandı, siyah gözlerde
O gözler devaydı, ÅŸifasız derde
Nereye takılı gözlerin, nerde?
Daha ayrılmadan arar, ayrılık!
Sorar da cevabı alır, gözlerin
Gitsen de beynimde kalır, gözlerin!
Neden derinlere dalar, gözlerin?
Kalbime, aklıma zarar, ayrılık!
Dünyayı satarak ben seni alsam!
Anlamsız gözlerle bakarak, dalsam
Orada felç olsam, çakılıp, kalsam!
Bitimsiz dertlere karar ayrılık!
O/Nur/a vuslattan söz etme, olmaz!
Bunun çaresini kimseler bulmaz!
Katlimize ferman çıkmış, bozulmaz
Asla vermez; affa karar, ayrılık!..
***
Onur BİLGE
O kadar ÅŸiddetli bir duygudur ki denizler köpük köpük, göklerse bulut bulut dışarıya vurmaktadır. Denizler, kıyılara anlata anlata bitirememekte, mavilikler aÅŸklarını bembeyaz sözcüklerle ifade etmektedir. Gökler, renkten renge girmekte, muhtelif renklerde anlatmaktadır, sessiz ve görsel sözcüklerle.
Bu duygu bir ÅŸekilde mutlaka ama mutlaka dışa vurulmalıdır. AÅŸk dile gelemezse; son, ya akıl hastanesi ya da intihardır! Söyleyemeyen âşık naçardır. Açık açık diyemeyince, iÅŸaret dilini kullanmak zorunda kalır. Onu da beceremeyenler baÅŸka yollara baÅŸvururlar. Çobansa kavalıyla, ozansa sazıyla dillendirir, hislerini.
Köy yerlerinde gençler birbirlerine, karşılıklı söyledikleri manilerle iletirler, duygu, düÅŸünce ve isteklerini. Türkülerle anlatırlar, içlerinde birbirlerine karşı beslediklerini. Halılardaki, kilimlerdeki, çorap, ve giysilerdeki desenlerin ve renklerin anlamları vardır. Yazmalardaki oyaların, çevrelerdeki nakışların da öyle... Dertlerini hiçbir yolla anlatamayanlar, el iÅŸlerine aktararak ulaşırlar, amaçlarına. Osmanlı döneminde evden dışarıya çıkamayan kadınlar kızlar; kafeslere, ilgi duydukları erkeklerin giysilerinin kumaÅŸlarının renk ve deseninde kumaÅŸlar koyar, duygularını anlatan perdeler iÅŸlerler, sevgilerini o ÅŸekilde anlatmaya çalışırlarmış. Peçelerinin renkleriyle, mendillerinin iÅŸlemeleriyle ifade etme yoluna giderlermiÅŸ. Mendillerin, mektupların uçları yakmak, hasret çeken kalplerin nasıl yanmakta olduÄŸunu gösteren bir iÅŸaret olarak kabul edilirmiÅŸ.
“Yine yakmış yar mektubun ucunu
.Askerlikte sevda çekmek zor diyor.
.Yükleyip postanın bana suçunu
.Hatırımı teller ile sor diyor.
.Askerlikte sevda çekmek zor diyor.”
Eskiden her mimik, her jest sessiz sevda masalının sözleriymiÅŸ. Saçlarla oynamak, bıyık burmak gibi çeÅŸitli davranışlar, tavırlar duygu iletiÅŸiminde kullanılırmış.
Günümüzde hayli geliÅŸmiÅŸ bir telekomünikasyon bağı varken; haber, yazı, resim, sembol ve her tür bilginin elektromanyetik sistemlerle iletilmesi mümkünken, uz iletiÅŸimin en seri, özlü ve yüklü olanı, gözler vasıtasıyla yapılandır. O iletiÅŸimin hızına, inandırıcılığına, gerçekliÄŸine, saflığına ve temizliÄŸine, hiçbir teknolojik araç ulaÅŸamaz! Kul yapısı deÄŸildir, Allah yapısıdır! Dil yalana dönebilir. Gözler, asla!.. O kadar doÄŸrucudurlar ki en gizli sırları bile diyiverirler!
Neler yazmışım, bir araya gelmenin ve konuÅŸmanın yasaklandığı yerde, karşılıklı evlerde yaÅŸarken hissetmekte olduÄŸumuz özdeÅŸ duygularla, bakışarak anlaÅŸmak zorunda kaldığımız zamanlara ait! Klasörümü karıştırdıkça neler çıkıyor! Bunlar, öykü çatısı, ÅŸiir çekirdekleri... Büyük bir haz duyuyorum, o zamanki duygularımı okudukça:
Gözlerimi kapatınca, beynimde canlanıyor, belli belirsiz siluetin. Acı anılarımız akıyor, gözlerimden. Bazen de aramızda oluÅŸan komik olayları hatırlıyor, kendi kendime gülmeye baÅŸlıyorum.
AÅŸk, ÅŸiirlerde durduÄŸu durmuyor, kalplerde... Her göz göze geldiÄŸimizde, içimize sığdıramadığımız duyguları dışarıya atıyoruz, ışıl ışıl gözlerimizdeki pırıl pırıl sözcüklerle. Susarak haykırıyoruz! Neler fısıldıyoruz, suskun kelimelerle! Nasıl iniyor, mutluluÄŸun sıcaklığı, kalbime! Nasıl yayılıyor, ılık ılık, vücuduma! Nasıl bayram ediyor, tüm hücrelerim, sevgi zerreciklerinin akınıyla!.. Sende de öyle oluyor, eminim.
Birbirine kilitlenince bakışlarımız; duruyor dünya, zaman, koÅŸuÅŸturmaca, her hareketli, yeryüzünde ve gökyüzünde ne varsa... Sadece birbirimizi yaşıyoruz, kendimizden geçercesine, delicesine!.. Unutuyorum; herkesi, her ÅŸeyi, kendimi bile... Göz kalıyoruz, yalnızca. Yalnızca bir çift bakış... Nefes nefese koÅŸuyor, tüm duygularımız, put gibi hareketsiz kalsak da bedenlerimize inme inmiÅŸçesine!
Bir ÅŸiir baÅŸlıyor; yoÄŸun, duygusal. YoÄŸun, duygusal yaşıyoruz, sessizliÄŸimizin çığlık çığlığa haykırışlarında. Ne açlık, ne susuzluk, ne de uykusuzluk... Yalnız birkaç saatlik, kısacık ayrılıklar mahvediyor beni. Eve dönüÅŸ saatlerimde dışarıya çıktığına, yollara baktığına bakılırsa, seni de...
Davranışlarımızla iletiyoruz; isteklerimizi, duyu ve düÅŸüncelerimizi, birbirimize. Nasıl anlaşıyoruz; jestlerle, mimiklerle! Yok öyle bir iletiÅŸim! Onca seri, onca zevkli, delice!..
YavaÅŸ ve duygusal adımlarla yürüdüÄŸünde, mutlu ve huzurlu olduÄŸunu hissediyor, bundan kendime pay çıkarıyorum. Bende de aynı duygular oluÅŸuyor. Günlük koÅŸuÅŸturmaların hızlandığında, aceleci davranışlarından, mecburen yapman gereken iÅŸler olduÄŸunu, fakat bunların aramıza girmesinden hiç hoÅŸlanmadığını, mecburen katlanmak zorunda kaldığını hissediyorum. Sabırla, sakinleÅŸmeni bekliyorum. Bazen, günün sonuna doÄŸru rahatlayabiliyorsun. Öylesine etkili ve anlatılmaz ki o zamanki kavuÅŸmanın doyumsuz tadı!..
Senden baÅŸka kimseyi bu ÅŸekilde, bu kadar, tarifi imkânsız duygularla sevmedim, sevemedim!..
Uzaklardan kavuÅŸuyoruz, birbirimize; yorgun, dingin ve çok ama çok özlemiÅŸ... Ayrılmak bilmiyor hasret kalan bakışlarımız. Karanlıkları aralıyor, birbirini arıyor, her ne iÅŸ yaparsak yapalım, ara ara; buluyor, sarılıyor, uzunca bir süre birbirimizi göremememizin acısını çıkarıyor; hasret gideriyor, doya doya, gözlerimiz. Bakışlarımız doyuyor, tekrar acıkıncaya kadar.
Sevgi boyutunu süratle geçmiÅŸ, tutkuya dönüÅŸmüÅŸ bir aÅŸk bu, Leyla’yla Mecnun’unkinden farksız. Çıldırtan bir görme isteÄŸi, kısacık bir süre gözden ırak olunca, deliye dönüÅŸ!.. Nedir bu düÅŸkünlük, karşılıklı, birbirimize?!.. Onca deÄŸer vermek, kıyamamak, gözünden esirgemek!.. Herkesi, her ÅŸeyi yok görebilmek ve varlıklarımızla doldurabilmek evreni!..
Nasıl bir aÅŸkın talimi yaptırılmakta bize? Nasıl bir aÅŸka hazırlanmakta yüreklerimiz? GeniÅŸlemekte kalplerimizin odacıkları... Nasıl bir sevgiye hazırlanmakta gönül evi? Nasıl birer yürekle sever bir dev bir devi?
Biliyorum, ilahi bir sevgi bu, bu düÅŸkünlük, üstüne titreyiÅŸ! Göz göze gelince, canım çekiliyor dizlerimden! ÖzleyiÅŸ, daha bakışlarımı almadan gözlerinden... Sanki canım alınıyor, yüreÄŸimden!.. Bıraksınlar öylece ya da öldürsünler beni, senden ayırmasınlar, asla!..
Bu satırları okuduktan sonra daha da arttı, hasret! YokluÄŸunun ıssızlığı çöktü, içime. GaripliÄŸi yanlızlığın... Sensiz yarım yaÅŸanan hayatımın iÅŸe yaramazlığı... Yaramazlığı gözlerimin, o yılan hikâyesi, dilsiz oyunu...
DoÄŸanın baÄŸrında, bir daÄŸ başında, en çok özlediÄŸim, gözlerin... Derinden daha derin, duygu yüklü, sevgi dolu, aÅŸksı... Ne kadar özledim, ne kadar isterdim, görebilmeyi! Uzun uzun seyretmeyi, dinlemeyi bakışlarının anlattıklarını ve erebilmeyi, gözlerinin sırrına... Bir anlık karşılaÅŸmaları bakışlarımızın, ardı yine ayrılık, hasret... Nedense hiç geçit vermez, buluÅŸur buluÅŸmaz hasret silahıyla tarar, ayrılık!
Aylardır suskunluk ülkesindesin. Ne sen konuÅŸursun, ne ben sorarım. İçime sığmayan aÅŸkın fışkırır, yüreÄŸimden; gözlerim zapt olmaz, seni ararım. Yokluk diyarının garip yok çocuÄŸu! Bulsam gözlerini, kararım kalmaz! Bu ilk ayrılığımızda, yavaÅŸladıkça yavaÅŸlayan zamanda, hasretinle yanan yüreÄŸimi yarar, ayrılık!
Masallar canlandı, karanlığında. En son çıkan ÅŸarkılar fonda... Romanlar yaÅŸandı, bakışlarında. YokluÄŸunda, çokluklar içinde hayalimdeydi; gecemsi umudum, simsiyah gözlerin... Bakışların, sabahlara kadar karanlığı tarardı, birkaç saniyelik sohbetler için ısrarla gözlerimi arardı. Karardıkça karardı geceler... Heceler kara, gür ve kıvrık kirpiklerine takılı kaldı. Dizelerin tadı damağımda... Ne ÅŸiirler okudum beyazlıkların karasında! Bir damar beliriyordu ara sıra kaÅŸlarının arasında; alnını ikiye ayırıyor, saçlarının altında kayboluyordu.
Kim bilir ÅŸimdi nerelere bakmakta, nereye takılı kaldı, gözlerin? Yıllar önce yok olup gittikleri halde hâlâ olanca kuvvetleriyle ışımakta ve gözünü almakta olan, o en büyük, o en parlak yıldızlarda mı yoksa sahtekâr, yaÅŸlı, aldatıcı dünyadaki dökülmeye baÅŸlamış yaldızlarda mı? Bakışlarımın mıknatısı, arkadaşı, sırdaşı, yoldaşı olan bakışların nerde? O gözler devaydı, ÅŸifasız derde! Daha ayrılmadan casusça arar, gideceÄŸim yere benden önce gider oturur, ayrılık!
Ne sırlar gizliyor, karanlığında; sordukça cevabını alan, gitsen de beynimde kalan, gözlerin? Neler söylemek istiyor, neler biriktirmiÅŸ içinde, neden ruhumun derinlere dalar, gözlerin? Birkaç dakikalık sessiz bir sohbet, sonra yine kalbime, aklıma zarar, ayrılık!
Dünyalara deÄŸer mutluklar saçan gözlerine, görünüÅŸte anlamsız, anlayana anlam yüklü bakışlarla bakarak dalsam, orada sabitlensem kalsam! Dünyayı satarak seni alsam! Oysa esir almış ikimizi de... Asla yakamızı bırakmaz, bitimsiz dertlere karar ayrılık!
Bana, vuslattan söz etme, ayrılık ensemizde gezdikçe mümkün deÄŸil, olmaz! Bu sorunun çaresini kimseler bulmaz! Katlimize ferman çıkmış, bozulmaz! Affa, asla karar vermez, ayrılık!..
GÖZLERİN SIRRI
Ne kadar isterdim, görebilmeyi
Geçit vermez, kabre kadar, ayrılık!
Gözlerin sırrına erebilmeyi…
Hasret silahıyla tarar, ayrılık!
Ne sen konuşursun, ne ben sorarım
Gözlerim zapt olmaz, seni ararım.
Bulsam gözlerini, kalmaz kararım
Yanan yüreÄŸimi yarar, ayrılık!
Romanlar yaÅŸandı, siyah gözlerde
O gözler devaydı, ÅŸifasız derde
Nereye takılı gözlerin, nerde?
Daha ayrılmadan arar, ayrılık!
Sorar da cevabı alır, gözlerin
Gitsen de beynimde kalır, gözlerin!
Neden derinlere dalar, gözlerin?
Kalbime, aklıma zarar, ayrılık!
Dünyayı satarak ben seni alsam!
Anlamsız gözlerle bakarak, dalsam
Orada felç olsam, çakılıp, kalsam!
Bitimsiz dertlere karar ayrılık!
O/Nur/a vuslattan söz etme, olmaz!
Bunun çaresini kimseler bulmaz!
Katlimize ferman çıkmış, bozulmaz
Asla vermez; affa karar, ayrılık!..
***
Onur BİLGE







0 yorum yazılmıştır